18 Ekim 2017 Çarşamba

Güncelleme #12 | Sürekli Geciktirdiğim Güncelleme

Herkese merhaba.
Umarım iyisinizdir. Ben ara sıra üşümem ve moral düşüklüğüm haricinde gayet iyiyim.
Uzun zamandır güncelleme yazısı yazmadığım için şuan ne yazmam gerektiğini bilmiyorum açıkçası.. Yazamama sebeplerimden bahsederek başlayayım o zaman. Evet, güzel bir konu.
İlk olarak taşınma olayları var. Ağustos'un ilk haftasında yeni bir eve taşındık. Aşırı stresliydi benim için. En ufak değişikliği bile genel olarak sevmeyen biri olarak zordu. Ama şuan ki evin diğer eve soranla 10 kat daha iyi oluşu alışmamı daha kolay hale getirdi.
Peki, Eylül'e kadar neden yazı gelmedi? Ağustos'tan Eylül'e kadar 2 ay internet bağlanmadı çünkü.
Evet, 2 ay internet bağlanmadı çünkü apartman çok yeniydi ve altyapıyı yapmaları çok uzun sürdü. Ama ilginç bir şekilde ölmedim??
Üçüncü sebebe geldik, hazır mıyız?
İsteksizlik ve piyano dersleri.
Şimdi, muhteşem piyano çaldığım söylenemez. Ama ilk haftalarda verilen parçalar ile şuan çalıştığım parçaları kıyaslayınca ilerleme var. Sorun yapabildiğimi düşündüğüm tek şey olduğu için kendimi gereksiz yere fazla sıkmak. Daha yeni doğru düzgün bir şeyler çalabiliyorum ama havaya giriyorum. Rezilsin tilki. :(
Ama şuan düzgün ama hızlı bir şekilde ilerlememin sebebi de bu kendimi sıkma olayı. Yanlış anlamayın piyano çalmayı gerçekten seviyorum. Daha önce klasik müzik hakkında hiçbir şey bilmeyen biri olarak şuan azıcık da olsa bir şeyler öğrenebiliyor ve çalabiliyor olduğum için çok mutluyum. Şunu da fark etmiş oldum, 11-12 yaşında gitar kursuna gittiğim zaman bu kadar eğlenmiyordum veya öğrenmek için bu kadar çabalamıyordum. Ancak sanırım o zaman daha iyi yapabildiğim şeyler vardı o yüzden.. (Ayrıca grup dersiydi ve 2 saatti, sizi bilmem ama ben 2 saat boyunca odaklanabilen biri değilim. 45 dakikalık birebir olan piyano dersinin bile son 5-10 dakikasını beynim yanmış bir şekilde geçiriyorum.)

Müzik demişken şu sıralar Wagakki Band'e bir miktar takmış durumdayım.
Her şey canlı konser videolarını izlemem ile başladı. Ne güzel izliyorum böyle, eğleniyorum. Bass gitarı çalan kişi ilgimi çekti, "Aaa ne tatlı bir kız!" dedim. Merak edip araştırdığımda ise erkek olduğunu öğrendim. Fate serisindeki Astolfo'dan sonra ikinci kere tuzağa düştüm.
İşin komiği Asa (Wagakki Band'in bass gitaristi) bayağı erkeksi bir sese sahip. Görüntü ve ses uyumu sıfır. Ama hala çok tatlı ve başarılı bulduğum bir insan. Grubu genel olarak aşırı sevdim.
Önceden de biliyordum ancak bu kadar ilgimi çekmemişti. Ancak canlı konser videosu sonrası birkaç röportaj da izleyince gerçekten ilgimi çekti. Sanırım bir süre takip etmeye çalışacağım. :''


Pekala, bu yazıyı en kısa zamanda bitirmem gerekiyor çünkü çok fazla fanlık yaptım, çok fazla konuştum. O yüzden yeter.
Bu yüzden kimsenin sormadığı ancak benim söylemek istediğim şeyden bahsedeceğim. Başlıktaki beyefendi kim? Ondan önceki Halloween Mari nerede? Tilki neden saçma sapan iş yapıyor?
Başlıktaki şahıs I-Chu isimli oyundan bir karakter. İsmi Saku Uruha, başlıktaki hali ise Halloween setinden(?) ve tesadüfen düşürdüm. Ancak unidolized, o yüzden hala bu şekilde değil. 
Mari ise gezmeye çıktı. Burada Love Live fanlığı yapmak istemiyorum. 100'ün üzerinde bir rank'ım var. Artık tam bir çöp sayılırım. Bu blogda çöplere yer yok. *kendini atar*
Tilki saçma sapan iş yapıyor çünkü bir insan olarak saçma sapan. Ayrıca kendini altından kalkamayacağı türden işlere sokmaya da bayılır. İnsanlarla yanlışlıkla/istemsizce flört eder falan filan. Sonra "Bunu neden yaptım?" der ancak iş işten geçmiştir.

Neyse, sonuç olarak ruh halim hala karışık. Bir üzgünüm, bir mutluyum, bir sinirliyim.
Kendimi stabil tutmam zor oluyor ancak üzerinde çalışıyorum. Olacak bir şeyler.
Artık kapanış vakti. Umarım bu en az benim kadar saçma sapan yazıyı okurken biraz olsun eğlenmişsinizdir.
Kendinize iyi bakın ve her şeyin bir gün iyi olacağına dair inancınızı yitirmeyin.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere~!

28 Eylül 2017 Perşembe

Code: Realize ~Sousei no Himegimi

Herkese merhaba!
Yine genel olarak yazma isteğimin ya bu oyunun yakın zamanda gelecek olan animesine olan yorumlardan ya da hayatın kendisinden dolayı kaçması yüzünden uzun süre yazamadım. Bu oyunu bitireli 1 yıla yaklaştı ancak o kadar güzel bir oyun ki çoğu hala aklımda.

Bugün elimden geldiğince Code Realize ismindeki bu tam anlamıyla harika olan visual novel otome oyunundan bahsedeceğim. ("Otome nedir? Yeniyor mu bu?" diyenler için Shuu-san'ın Otome for Dummies yazısına gidip bakmalarını öneriyorum. Çünkü çok çok daha ayrıntılı bir şekilde anlattığını düşünüyorum.)

Şimdi, Code Realize ile tanışmam nasıl oldu ondan bahsedeyim. Zavallı bir PS Vita kullanıcısı ve otome oyunları içten içe sevip aynı zamanda nefret eden biri olarak PSN'de gezinirken denk geldim. Ancak PS Vita bazı insanlara göre ölü bir konsol olsa da oyun fiyatları hala biraz tuzlu.(şuan baktığıma göre oyunun fiyatı 103 TL)
O yüzden ilk gördüğümde tüm harçlığımı buna yatırmak istemedim. Daha sonra o muhteşem indirim geldi ve bu oyun 35 TL'ye düştü. (O muhteşem indirimden Persona 4 ve Virtue's Last Reward gibi iki oyunu daha aldım, öyle bir muhteşemdi.)
Ancak ilk başta gözüm Norn9'daydı, daha sonra nedense hem içinde tarihi kişilikleri de barındırması, hem de çizimlerinin daha ilgi çekici olmasından dolayı Code Realize'ı almaya karar verdim.
Hayatımda aldığım en iyi kararlardan biriydi. Çünkü oyun çoğu anlamda harika.


Code Realize(a.k.a Code: Realize ~Sousei no Himegimi~ - Code: Realize ~Guardian of Rebirth~) Japonya'da 27 Ekim 2017, geriye kalan ülkelerde de 20/21 Ekim 2015'de PS Vita konsoluna çıkmış olan bir visual novel/otomedir. Ayrıca Japonya'da yakın zamanda çıkacak olan ve ana oyundan sonra olanları anlatan bir fandisc olan Code: Realize ~Shukufuku no Mirai~ ile birlikte çıkacak olan bir PS4 versiyonuda bulunmaktadır.
(Bu ikili setin diğer ülkelere 2018 gibi gelmesi bekleniyor yine de tam bir tarih yok. 
Code: Realize ~Shukufuku no Mirai~ fandisc'in PS Vita çıkış tarihi ise yine 2018 olarak gözüküyor.)

Oyunun konusuna gelirsek,
19. yüzyıl İngiltere'sinde (Londra'da) geçiyor. Ana karakterimiz Cardia, babasına söz verdiği için terk edilmiş bir malikanede tek başına dünyadan izole olarak yaşamaktadır. Çünkü vücudunda dokunduğu her şeyi eriten/çürüten ölümcül bir zehir taşımaktadır. O bölgede yaşayanlar da bu yüzden ona "canavar" diye hitap etmektedirler. 
Babasıyla olan 2 yıl önceki son konuşması ise, babasının ona gözden uzak durmasını ve asla aşık olmamasını söylemesi şeklindedir. Cardia'nın tek hatırladığı şeyler bunlardır, bundan öncesi yoktur.

Bir gün, Kraliyet Muhafızları Cardia'yı yakalamak için malikaneye girer. Tam bu sırada da yine ana karakterlerimizden biri olan Arséne Lupin gelir ve Cardia'yı kurtarır. Sonrada Cardia ve 5 adet yakışıklı mı yakışıklı karakterimizin Isaac Beckford'u -Cardia'nın babası- bulma ve Cardia'nın zehrine çare bulma macerası başlar.

~~~~~~~~~~~~~~~
Karakterler
Cardia
"Why should I be sad? It's a part of me."
Baş karakterden başlamayı uygun buluyorum. O yüzden ilk olarak Cardia hakkında birkaç şey söyleyeceğim. İlk olarak her otome oyununda olduğu gibi baş karakterin ismini değiştirebiliyorsunuz. Ancak orijinal karakter ismi Cardia. Kendim oynarken de aynı şekilde bıraktım çünkü Cardia olarak bırakırsanız diğer karakterler ismini söylüyor. (Karudia~)
Şimdi, öncelikle Cardia'nın normal bir otome baş karakteri olmadığını söyleyeyim. İlk başta kurtarılmayı bekleyen çaresiz bir prenses izlenimi veriyor ancak aksine kendini korumak için çabalayan ve salak salak davranışlarda bulunmayan bir karakter. Bayağı badass yani.
Nazik ve dürüst bir karakter. Elinden geldiğince herkese yardım etmeye çalıştığından yardımsever olduğunu da söyleyebilirim. Ancak diğerlerinin ona dokunmasından korkuyor çünkü onlara zarar verebileceğini biliyor.

~~

Arséne Lupin
"Don't worry. Stay with me and you'll soon be able to laugh and cry again-- All I do is for you."
Ana erkekterlerimiz arasından ilk olarak Lupin ile başlayacağım çünkü en muhteşem, en harika, en güzel gülümsemeye sahip ve en centilmen hırsızımız o. Ayrıca true route kendisinin, o yüzden benim için iki kat özel.
Kalbimizin hırsızı olan bu beyefendinin çok tatlış, oynarken söyledikleriyle içimi ısıtan bir karakter olduğunu söylemem gerekli. (Karakter anketlerinde birinci olmasına şaşmamalı, kişiliği o kadar tatlı ki aşırı popüler.) Kendine güvenen, iyimser ve -bolca- gülümseyen bir karakter olmasıyla ciddi ciddi kalbimi çaldı. :')

(Seslendirmeni; Maeno Tomoaki)


~~

Abraham Van Helsing
"I'm looking for someone. Why, you ask? So I can kill him, of course."
Serinin sevdiğimiz tsundere vampir avcısı karakterimiz Van. Yani tam adı Abraham Van Helsing diye geçiyor ancak tüm karakterler Van diyor. O yüzden bende o şekilde yazacağım.
Tsundere olması dışında aşırı aşırı aşırı ciddi bir karakter. Yemek yapmayı "seviyor" ve Impey'nin gevişekliğine(?) pek katlanamıyor.
Kullandığı silahları çok havalı buluyorum. 

(Seslendirmeni; Suwabe Junichi)


~~

Impey Barbicane
"I believe that the day will come when everyone will be able to smile together."
Her otome'nin olmazsa olmazı karakter tiplemesi Impey.
Ama buna rağmen farklı bir havası var. Aşırı şapşal, sürekli Cardia ile flört eden, dahi olmasına rağmen aptallıklar yapan bir karakter. Uzun saçıyla herkesi kendine düşürebilir o yüzden dikkatli olun.
Ayrıca kendisinin aya gitmek gibi bir hayali var. Makinelerle çok ilgili ama bazen onları yanlışlıkla patlatabiliyor??
Yine de bu cinnamon roll oyunda çok ısındığım karakterlerden biri.

(Seslendirmeni; Shoutarou Morikubo)


~~

Saint-Germain
"What, you don't trust me? Can't say I blame you. There are times when I don't trust myself."
Oyunun başından beri oynamak için sabırsızlandığım karakter. Çünkü istemsizce hala beyaz saçlı karakterlere zaafım bulunmakta.
Neyse, San hakkında konuşalım. San, Cardia ve diğerlerinin kaldığı malikanenin sahibi. Aşırı nazik bir kişiliğe sahip ancak bir o kadar da gizemli. Her ne kadar diğer karakterlere göre Cardia'nın olaylarıyla "pek" alakası olmasa(!) da onlara yardım ediyor çünkü eğleniyormuş??
Bayağı gizemli ve tuhaf bir karakter yani. O yüzden hakkında söyleyebileceklerim bu kadar geri kalan kısmı s p o i l e r.

(Seslendirmeni; Hirakawa Daisuke)


~~~~~

Victor Frankenstein
"Despite being almost petrified by fear, I managed to escape... I'm the worst person you'll ever meet."
İkinci cinnamon roll'umuz Fran.
Çok tatlı, nazik, neredeyse herkesle iyi anlaşan ve bilimi çok seven bir karakter. Ayrıca ilk oynadığım karakterdi.
Minik bir yanlış anlaşılmadan dolayı kendisi suçlu bulunuyor ve hakkında arama şeyi çıkartılıyor. Cardia, Fran ile kötü insanlardan kaçarken karşılaşıyor. Fran bir anda geliyor ve "Gözünü ve kulağını kapat!" diye bağırıyor. Ses/ışık bombası atıp Cardia'nın oradan kaçmasına yardım ediyor. (Herkese örnek olacak bir davranış evet, kötü adamlara ses/ışık bombası atmalıyız.)

(Seslendirmeni; Tetsuya Kakihara)


~~~~

Son olarak birkaç "önemli" yan karakter.

Herlock Sholmes
"Everything is interconnected at some level; mortality means very little in the grand scheme of things."
Öncelikle hayır, ismini doğru yazdım.
İkinci olarak bu -maalesef- route'u bulunan bir karakter değil. Ancak hem benim hem de arkadaşımın çok çok sevdiği bir karakter. Yan karakter olmasına rağmen ara ara çıktığı zaman sevindiğim ve tasarımı da m ü t h i ş bir varlık.
İsmi neden böyle onu söyleyeceğim çünkü tam olarak bir spoiler değil. Tanınmamak için.. Evet.. Tanınmamak için..
Neyse, kısacası bildiğimiz Sherlock ama bishounen formunda. Son olarak arkadaşımın yazmak istediği birkaç şeyi yazıp karakterler hakkında olan kısmı bitireceğim.
"O bir tanrı. Kutsal bir varlık. Kelimelere dökemeyeceğim kadar mükemmel. Ayrıca tam bir beyefendi."

(Seslendirmeni; Murakami Kazuya)


Finis
"Sister, I will not let you get away, no matter what it takes."
Karşınızda Finis.
Şimdi bu karakter hakkında söyleyebileceğim tek şey spoiler olduğu için en son o kısmı beyaz ile yazacağım. Bu karakterin benim için önemi seslendirmeni Yuki Kaji. Finis sayesinde sevmeye başladım diyebilirim. Ah, bu arada bilmeyenler için Finis'in erkek olduğunu da söylemem gerek. Evet, erkek.
(Spoiler: Ayrıca serinin muhtemel baş kötüsü, Isaac'i saymazsak.)

(Seslendirmeni: Yuki Kaji)


Sisi

"Hav hav!"
İşte asıl ana karakterimiz Sisi!
Şaka bir yana bu karakter bence önemli. Ayrıca küçük bir de hikayesi var. Impey, Sisi'yi bacağı kötü haldeyken buluyor. Onu tedavi edip gördüğünüz bacağı yapıp takıyor ve Sisi ismini veriyor. Ancak şöyle bir şey var ki, Sisi erkek. GJ Impey, erkek köpeğe kız ismi verdin!
Oyun boyunca Cardia'ya eşlik eden bu beyefendi için lütfen bir alkış!


Delacroix II

"Fear me, foolish humans!"
Tatlı mı tatlı, şirin mi şirin Dora'mız karşınızda!
Evet, ismi çok uzun olduğu için Impey ona Dora-chan diye hitap ediyor o yüzden Dora. Belirli bir bölümden sonra o da malikanede yaşamaya başlıyor. Aşırı tsundere davransa da aslında yumuşak bir yanı var.

(Seslendirmeni; Ishigami Miho)

~~~~~~~
Sonlar & Routelar

Bu kısımda oynadığım sıraya göre gideceğim. Ancak "Notlar" kısmında belirteceğim bir sebepten ötürü benim sıralamam ile oynanmasını/izlenmesini tavsiye etmiyorum. (O yüzden lütfen azıcık da olsa o kısmı okuyun.)

~~~~~~~~

Victor Frankenstein

Cinnamon roll'larımızdan biriyle başlıyoruz çünkü ilk oynadığım karakter Fran'di. Kendisinin her karakter gibi bir normal endingi bir de good/true ending'i bulunmakta.
Route'u tanımlamam gerekirse, aşırı beğendiğim bir route değildi ancak bu kötü olduğu anlamına gelmiyor. Şuan hatırlamaya çalıştığımda özel bir şey hatırlayamıyorum maalesef. Ara ara Fran'in sevimliliği içimi sımsıcak etmişti. Aşırı saf ve utangaç bir karakter olunca normal sanırım.
Route boyunca Fran, Cardia'nın zehrini tedavi etme amaçlı türlü çalışmalarda bulunuyor. Good Ending'de malum.. Yani. Mutlu son sonuçta, ne olduğunu tahmin etmek zor değil.


Saint-Germain

Evet, geldik San'a.
Şimdi, San'ın route'u cidden istediğim gibiydi. Beklemediğim şeyler oldu ve bunların hepsi oyuna derinlik katan şeylerdi. Böyle uç noktalarda olan karakterlerin neden aynı malikanede toplandığını bu route'da anlıyorsunuz. San'ın gerçek amacını da.
Spoiler verip tadını kaçırmayı istemiyorum. O yüzden daha fazla bir şey söyleyemeyeceğim ancak güzel bir route'du. Tek şikayetçi olduğum konu bazı CG'lerin biraz özensiz olması. San odak noktası olan bir karakter olmadığından sanırım normal. Ama yine de diğer karakterlerin CG'lerine bakınca San'ınkiler cidden özensiz.. N e d e n? ; ^;


Abraham Van Helsing

Tsundere vampir avcımıza geldi sıra!
İlk söyleyeceğim şey, bu route Cardia nedense aklıma ekstra badass olarak kalmış. Route boyunca bir vampir avcısı tarafından eğitilince normal sanırım. Ah, bu route'da bir de Jack the Ripper'ımız var. Route'a ne kadar heyecan kattığı tartışılır elbette.
Bu route ciddi ciddi aralarında en az eğlendiğim olabilir. Oynadığım diğer visual novel/otome tipli oyunlarla karşılaştırınca (özellikle otomeler) gayet iyiydi ancak bu oyundaki diğer route'larla karşılaştırınca bana nedense biraz meh geliyor. 
Finali daha iyi olabilirdi. Artı neredeyse tüm route'larda en azından düzgün bir yakınlaşma var ama bunda.. Ihm, pek hayır gibi??


Impey Barbicane

En sevdiğimiz cinnamon roll'umuz Impey!
Ya-şa-sın!
Impey'nin route'u benim için ara ara eğlenceli ara ara sıkıcı geçti. Karakterle ilgisi yok bu sıkılmanın, daha çok route'dan route'a değişen kötü karakterlerle ilgili. Şöyle diyeyim, Impey'nin route'unda bulunan kötü karakterin sesi o kadar sinir bozucu ki ayarlar kısmından kapatmak zorunda kaldım. (Evet, Saya no Uta oynarken tüm o vıç vıç seslere katlanabiliyorum ama cırtlak seslere katlanamıyorum.)
Onun dışında beni şaşırtan bir şey oldu. Neden bu kadar güçlü olduğuyla alakalı kısmı aşırı rahat bir şekilde söylüyor. Kişiliğine tam olarak uygun. Ama bayağı şaşırdım hani cidden beklemiyordum. "Ciddi olamazsın şaka yapıyorsun." gibi bir tepkim oldu. 
Bunun dışında Impey'nin CG'lerinin ne kadar tatlı olduğunu yukarıda koyduğum CG'den biraz görebiliyorsunuz. Geri kalanlar da aynı şekilde. (Ekstra kısmındaki CG hala dibimin düşmesine neden oluyor. Tanrılar affedin beni..)


Arséne Lupin

Evet, geldik kalbimizi çalan hırsızımıza!
Lupin'in route'u true route olduğu için ilk önce diğer karakterlerin route'larını oynamanız gerekmekte. Her good ending aldığınızda şu cg'nin bir parçası açılıyor. Hepsi açıldıktan sonra oyunda yeni seçenekler oluyor ve tada~! Lupin'in route'undasınız! Klasik otome/visual novel mantığı yani.
Peki, bu kadar oynuyoruz oynuyoruz Lupin'in bu zahmete(??) değiyor mu?
Kesinlikle evet!
Boşuna true route değil yani.. Tüm eksik parçalar toplanıyor. Diğer routelarda aklıma takılan kısımların açıklamasını görmek tatmin edici oldu. CG'ler fazlasıyla güzel ve özenilmiş. Oynadığım bazı visual novel tipi oyunlarda karakterlerin tipinin kaydığı CG'ler de gördüğüm için böyle düzgün ve estetik CG'ler görünce mutlu oluyorum.
Lupin'in geçmişini de görüyoruz ancak yalan söylemeyeceğim çok fazla bir şey hatırlamıyorum geçmişiyle ilgili.
~~~~~~~~

Notlar
  • İlk olarak "Sonlar&Routelar" kısmının başında yazdığım sıralama ile oynanmaması/izlenmemesi gerektiğini söylemiştim. Bunun nedeni San'ın route'unun çok olayı spoilerladığını düşünmem. O yüzden önerim, Fran > Van > Impey > San şeklinde oynamanız/izlemeniz. Bana göre her şey bu şekilde daha iyi yerine oturuyor.
  • Oyun çok uzun. VNDB 30-50 saat sürdüğünü söylemiş. Cidden aşağı yukarı o kadar sürüyor. Şuan save'im olmadığı için kendi oyun süremi tam olarak söyleyemiyorum ancak en az 40-50 saat oynadım. Bazı yerler sıktığı için 1-1,5 ayda ancak bitirebildim oyunu.
  • Oyunda geçen terimleri daha iyi anlamanız için sözlük benzeri bir şey var. Açıp okuyabiliyorsunuz. Bayağı hoş bir detay olduğunu düşünüyorum. Terim harici karakterler hakkında da ufak bilgiler oluyor.
  • Oyunda bad ending olayı yok. Şimdi "Ee ne güzel işte?" diyeceksiniz ancak ben bad ending seven bir insanım. Olan bad endinglerin Game Over ekranı olması beni bir miktar kırdı. Normal Endingler benzeri bir işlev görüyor ancak herhangi ekstra CG almıyorsunuz. Sadece neler olduğu anlatılıyor. Eh, bu da bir şey sonuçta..
  • Her route'un good ending'inden sonra o karakterin ekstra hikayesi açılıyor ve 10 dakikalık kısa bir hikaye okuyup CG alıyorsunuz. CG ise.. Fanservice temalı.. Impey'nin ki bakmanızı önerebileceğim kadar güzel. Hatırladıkça yüzüm kızarıyor..
~~~~

Evet, sanırım ekleyebileceğim daha fazla şey kalmadı. Aklıma gelirse daha sonradan belki ekleme yapabilirim.
Oyun bir otome olarak ortalamanın üstüydü. Cardia'yı öve öve bitiremiyorum ama Amnesia'nın ana karakteri gibi ciddi anlamda boş bir kabuk olan aptal ana karakterler görünce, Cardia gibi dolu dolu hareketlerinin bir anlamı olan bir karakter çölde 10 litre soğuk su bulmak gibi. Diğer karakterler de aynı şekilde, her ne kadar belirli tiplemeler olsalar da derin karakterler. 

Kısa kısa anlattığıma bakmayın, kendi routelarında bu karakterlerin hepsi uzun, detaylı ancak sıkmadan anlatıldıkları için derin olduklarını. Yüzeysel ve boş olmadıklarını söyleyebiliyorum. Gerçi kurgusal karakterler oldukları için boş olmamaları normal.
Çok fazla otome oynamadığım için bunu söylemem ne kadar doğru olur bilmiyorum ancak oynadığım en iyi otome oyunu kesinlikle bu.
Görülmeye değer olduğunu düşünüyorum.


Neyse efendim, bugünlük benden bu kadar.
Oyunu bitireli 1-1,5 yıl olduğundan bazı yerleri hatırlamakta zorluk çektim ancak aldığım screenshotlar ve arkadaşımın gönderdiği bir başka inceleme yazısını okuyunca daha rahat bir şekilde yazabildim. Kendisine tekrardan teşekkür ediyorum.
Ekim ayının 7'sinde animesi de gelecek ancak hiç umtlu değilim ve kötü olacağını düşünüyorum. İlk duyurulduğunda "Belki iyi olur." diye düşünmüştüm ancak fragmanları gördükten sonra pek umudum kalmadı. Renk paleti aşırı soğuk geldi. Umarım ilerleyişi güzel yaparlar da görselliğe o kadar takılmam. (Pek zannetmiyorum..)
Umarım hoşunuza gitmiştir. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere~!




Not; Bu yazı birkaç aydır yazılmaya çalışmakta olduğundan bazı yerlerde dediklerim tutarsız olabilir.